Ahmet Oğuz Koca

Sosyal olaylar.

Orjinal insan

Orijinal insan. Her insan orijinaldir ama bazıları daha bir orijinal oluyor. Tosun Bekir Bayraktaroğlu bu orijinal insanlardan bir tanesi. Şimdi tam hatırlamıyorum ama onu bir derginin ya da gazetenin kitapları tanıtan bölümünde, Türkiye’de pek de okumadığımız biyografi tarzı bir kitabın tanıtımıyla tanıma fırsatı edindim. Tosun Bekir Bayraktaroğlu, aslında bir güreşçi, bir şair, bir ressam, bir sanatkar, bir seyyah, bir üniversite hocası, bir devrimci, bir mutasavvıf, 100 yıla yaklaşan ömrüne sığdırdıkları, bilindik yaşam öykülerinden çok ama çok farklı.

 

İstanbul’da cumhuriyetin kuruluşundan tam da 3 yıl sonra. Çanakkale’de gazi olmuş bir subay çocuğu olarak dünyaya geliyor. Babasının eğitime verdiği önem, maaşının yarısını vermek zorunda bıraksa da oğlunu Robert Kolej’e göndermeye itiyor. Aslına bakarsanız filmin renklenmesi de sanki bu aşamada başlıyor. Gerek öğretmenlerle yaşadıkları gerek okul yıllarında edinilen arkadaşlıklar gerekse Amerikan karşıtlığı daha sonraki bir çok olayında tetikleyicisi. Açıkça kader ağlarını örmeye başlıyor.

 

Kolej sonrası önce Amerika’da bir süre mimari okuyor, kısa bir Fransa macerasından sonra sonra Robert Kolej’de edinilen arkadaşlarla (Can Yücel, Bülent/Rahşan Ecevit, Ali Neyzi) aynı evde kaldığı bir Londra macerası başlıyor. Londra’da iki yıl sanat tarihi öğrenimi gördükten sonra başka bir Fransa macerasında da Çek bir hanım ile evleniyor. Eşi vasıtasıyla bir müddet Fas’ta yaşadıktan sonra en sonunda Amerika’ya dönüp tahsilini New Jersey’de tamamlıyor. Uzunca bir müddet de burada yaşıyor. Fazla zamanınızı almamak adına kısa gekiyorum ama oldukça renkli yaşamında gerek yaşadıkları gerek gördüğü ve tanıdığı insanlar ibretlik hikayelerle dolu.

 

Ellili yaşlarda bir müddet Türkiye’ye dönen Tosun, mevlevilik araştırmaları sırasında tanıştığı bir hanımefendinin vasıtasıyla İstanbul’da bir cerrahi şeyhi ile tanışıyor. Burada aldığı derin tasavvuf eğitimi ise onu tamamen farklı bir kişi haline getiriyor ve bu değişiklik onu tarikatın ABD şeyhi olmaya kadar götürüyor.

 

Bu yazıyı yazma sebebim ise, Tosun Bekir Bayraktaroğlunun 1960’lı yıllarda ABD’de yaptığı, ABD’de haftalarca konuşulan birbirinden ilginç “şok sanat” eserleri. "Şok sanat" çoğumuz için çok yabancı bir kavram ama Tosun Bekir Bayraktaroğlu bu akımın kurucularından hatta kurucusu kabul ediliyor. Hayvan leşleri, iskeletler, et ve kadavra parçaları, dışkı bu eserlerin en temel parçaları. Eserleri tanıtımına geçmeden kitap ve Tosun Bekir Bayraktaroğlu hakkında detaylı bilgiye ulaşmak isterseniz bu linki takip edebilirsiniz.

http://www.dunyabizim.com/portre/13893/robert-kolejden-abdde-cerrahi-hilafetine

Benim belkide en çok dikkatimi çeken, 1 mayıs sabahında öğrencileri ile birlikte New York'un en ünlü bölgelerinden SoHo'daki büyük cadde ve meydanların isimlerini Lenin Avenue, Stalin Street, Karl Marx Street olarak değiştirmeleri. Halk bu hengame ile uğraşırken de ünlü Metropolitan müzesinin önünde fıskiyeleri kırmızı boyayla boyayarak adeta kızıl kana döndürmeleri ve günlerce bu eylemle Amerika gündemini meşgul etmeleri :)


Başka bir eylemde, mezbahadan dana, bağırsak, sakatat, kan, tıp malzemeleri satan bir dükkandan da bir kuru kafatası, yılan, fare, böcek, çin mahallesinden köpek balığı kuyruğu alıp tabut büyüklünden camdan bir akvaryum yaptırır. Atölyesinde kafatasına etleri gerer, dananın gözlerini bu kafatasına monte eder ve çürümeye yüz tutmuş bir insan cesedine benzetir. Dananın içini dışına çıkarır, köpek balığı kuyruklarını dizlerine diker. Eski bir çocuk arabasını etlerle gerer daha sonra yaptıklarını birleştirip akvaryumun içine koyup suyla doldurur. İçine de yüzen kurbağalar ve böcekler atar. Müzenin açılışına yerleştirir. Tabi müze bunu görmek isteyen meraklılarla dolar taşar. En sonunda da tabutu öğrencileriyle bir sabah ansızın Wall Street borsasının önüne bırakır :)

Bir eylemde de, ünlü Prince Street'in yüz metreden büyük bir beyaz kağıtla kaplanmasıyla başlar. Başında Amerikan askerlerinin giydiği bir miğfer, üstünde gayet şık bir iş adamı kıyafeti, Tosun caddenin başında elindeki kocaman bir bıçakla yerdeki kâğıdı yırtar. Kâğıdın altından çıplak bir genç erkek zıplar ve caddenin öbür ucuna doğru koşmaya başlar. Peşinde de onu kovalayan iri bir kurt köpeği. Köpekten kaçarak birkaç kere aşağı yukarı koşup kaybolurlar. Derken caddenin tam ortasında kâğıt yırtılır, altından bir erkek ve kadının belden aşağı kısmı zuhur eder. Kendileri görünmeyen bir cima sahnesi bitinceye kadar devam eder ve kâğıt altında kaybolurlar. Derken Tosun elindeki bıçakla caddeyi beyaz kâğıdın altından şarıl şarıl akan kanlar, ortalığa dağılan ğerler bağırsaklar... Derken gökten Tosun'un talebelerinin binaların üstünden fıskiyelerle döktüğü kan yağmuru caddeyi, seyircileri kana boğar. En sonunda hoparlörlerle çok yüksek sesle çalınan Amerikan askerî marşlarıyla yan binalardan konfeti yağar ve gösteri biter. Bu hadise afişlerde, gazetelerde "Love America or Live', diye ilan edilir. Bu isim o zamanın Vietnam Harbi'ni destekleyen kimselerin "Love America or Leave” propagandalarına izafeten yani onların dediği "Ya Amerika'yı sev ya da çek git" sözüne karşı, "Amerika'yı sevip öleceğine, sevmeyip yaşa” manasıyla verilir. Bu hadise Amerikalıları ta yüksek tabakalarına kadar öyle etkilemiş ki aylar sonra en zengin Amerikalıların oturduğu meşhur Park Avenue'da başıboş bir domuz bulunmuş, sosyetik hanımlar "Bunu muhakkak o hınzır Tosun yapmıştır diye” şikayet etmişler.


-------

Modern dünyanın yetiştirdiği bir süre tek düze yaşam ve insan figürünün ardından Tosun Bekir Bayraktaroğlu'nu tanımak gerçekten de güzeldi. Bir çok ülke ve bir çok farklı hayat yaşadıktan sonra kaderin bir cilvesiyle kendi özüne yolculuk yapıp kendini buluyor. Modern kültürün yönlendirmeleri ve dayatmalarıyla kaybolmuş, kendine yabancılaşmış bir çok insan için örnek olabilecek bir yaşam öyküsü. Ne dileyim hepimizin kendimize geliriz inşallah.